Torpilsiz Üniversite (!)



Son günlerde o kadar çok e-posta ve özel mesaj aldım ki aklımda başka bir yazı olmasına rağmen bazı konulara değinmeden geçmeyelim dedim. Bunların başında da haliyle torpil olmadan yüksek lisansa, doktoraya girmek veya üniversitelerde kadro almak mümkün mü? şeklinde gelen sorular vardı.


1- ÖNCE BİLİM İNSANI TİTİZLİĞİYLE DURUM DEĞERLENDİRMESİ...


Değerli arkadaşlar, sevgili dostlar ve sayın hocalarım; torpil Türkiye'nin bir gerçeği. Bunu kabul etmek lazım. Ama kabul etmek demek kabullenmek demek değil. Nitekim özellikle son birkaç yıldır torpil, adam kayırma, nepotizm gibi olaylara olan karşı tepki ciddi biçimde artmış durumda. Bu artış da Türkiye'deki "torpil" gerçeğinin bir yansıması olarak okunabilir. Yani bir etki var ki tepki doğuyor (Fizik kuralı bu) Üniversite kadrolarına alımlarda yapılan kayırmalar da bu bağlamda çarşaf çarşaf yayınlanır oldu ve Twitter adeta bunun afişe edildiği yer haline geldi.


Doğal olarak size bu satırlarda torpil yok demek gerçekçilikten uzak olur kanısındayım. Ancak ve ancak; her yerde torpil var, herkes torpil yapıyor/yaptırıyor veya herkes bir yere torpille girmiş gibi yaklaşımların doğruluğunu da mantığınıza sunuyorum...


Bir an durup düşünün; gerçekten tüm kadrolarda/alımlarda torpil olması mümkün mü? Ya da herkes torpille bir yere girmiş olabilir mi? Daha da ileriye gideyim. Şu yorumları da çok görüyorum: Tamam herkes torpil yaptırmamış olabilir ama büyük çoğunluk yaptırıyor, % 99 yaptırıyor gibi... Açık konuşayım bunu da bilemeyiz. Bu tür genellemeci-indirgemeci-toptancı yorumlar ortalıkta o kadar çok dolaşıyor, sürekli tekrarlana tekrarlana zihnimize öyle bir işliyor ki sanki herkes torpil peşinde veya tüm kadrolar torpille adam alıyor gibi bir algı yaratılıyor. Bu kötü örnekleri kimi zaman ben de paylaşarak duyuruyorum ama madalyonun diğer yüzüne bakacak olursak olumsuz algının yayılmasına da ister istemez katkı vermiş oluyorum. Yani ortada bir çeşit "algı gerçeğin kendisidir" durumu var. Peki, öyle midir? İşte bunun üzerine objektif bir değerlendirme yapmanızı istiyorum.


Algı yönetiminin bu olaydaki rolüne değinmişken işin bir de diğer tarafına bakalım: Torpil olayını tam olarak nasıl tanımlayabiliriz? Bir örnek vereyim: Örnek olayımızda X üniversitesinde çalışan Arş. Gör. arkadaşımız Ahmet, aynı üniversitede doktorasını tamamlıyor ve ona özel olarak açılan ilanla aynı üniversiteye yard. doç. olarak atanıyor. Şimdi size soruyorum: Burada torpil işlemiş midir?


Bu örnekteki gibi "kişiye özel ilanlar" pek çok kimse tarafından torpil olarak görülmektedir. Oysa X üniversitesine göre onlar zaten yıllardır kendi bünyelerinde çalışan, yl ve dr yapmış olan bir kimseyi kadrolarına alarak bugüne kadarki emeklerinin karşılığını vermiştir. Yani yetiştirdikleri adamı kadrolarına katmıştır. (Bu sistemin doğruluğunu-yanlışlığını veya eksiklerini tartışmıyorum olaya sadece torpil mevzusu açısından bakın) Oysa dışarıdaki kimseler için kişiye göre ilan yasal değildir, ki haklıdırlar, ve dolayısıyla burada Ahmet'e torpil geçilmiştir. Ben, Ahmet'e gerçekten torpil geçilip geçilmediği ile ilgilenmiyorum; şunu demeye çalışıyorum: Aynı olay farklı kimseler/kurumlar tarafından farklı açılarla değerlendirilebilmektedir. Hem de yasal hükümlere rağmen! Sizin apaçık torpil diye etiketlediğiniz bir durum başkasına, hem de sizinle aynı vaziyette olan bir başka kimseye göre bile torpil olmayabilir. Toplumsal birtakım usüller veya teamüller hukukun önüne geçebilir. Bu doğrudur/yanlıştır apayrı bir tartışma. Maksadım bunun olabilirliğini size anlatmak...


Peki örneğimiz şöyle olsa: X üniversitesi, doktoraya üç kişi alacak ve bu üç kişiyi seçmek için başvuranları bilim puanına göre sıralayıp ilk 10 kişiyi mülakata alıyor. Ahmet bu sıralamada bilim puanı olarak 10. sırada olmasına rağmen, başarılı bulunan tek aday olsa ve bunun ardından Ahmet'in dekanın yeğeni olduğu ortaya çıksa? Sizce burada torpil işlemiş midir? Şunu açıkça söyleyelim. Böyle bir olay duyulduğu anda pek çok gazeteci veya kişiler bunu Twitter'da afişe edip açıkça torpil yapıldığını dile getirir mi, getirmez mi? Bunun üzerinden Ahmet'i, dekanı ve X üniversitesini karalama kampanyası başlar mı başlamaz mı? Diyeceksiniz ki hoca sen de çok iyi niyetlisin burası Türkiye!, ama maalesef işin rengi öyle değil. Şöyle sorayım: Ahmet'in sırf dekan yeğeni olması ona torpil/iltimas geçildiğinin kanıtı mıdır? Kuşkusuz değildir. Ha olay araştırılır ve dekanın mülakat jürisine gerçek bir müdahalesi saptanır, o zaman tamam. Ama sorarım size kaç gazeteci veya bu tip haberleri yayan bizim gibi insanlar olayın ardını bu kadar detaylı araştırıyor? Ben de dahil, bakın kendimi de katıyorum, olayları ancak medyaya yansıdığı kadarıyla görüyor ve değerlendiriyoruz. Pek çok torpil olayını böylece su yüzüne çıkardığımız gibi belki onlarca Ahmet'i de boş yere suçlamış olamaz mıyız? Geriye dönük bir düşünün bakalım. Kaç kişinin gerçekten % 100 torpil yaptırdığından eminsiniz/eminiz? Yoksa bize empoze edilen bazı bilgileri mutlak doğru gibi kabul ediyor da olabilir miyiz?


Şunu demeye getiriyorum: En baba okurumuz, entelektüelimiz bile medyanın gücüyle Türkiye'de herkesin torpilli olduğu çıkarımını çok rahat yapabilir! Çünkü etrafımız bu haberlerle, söylentilerle dolu! Oysa iş bu kadar basit olmayabilir. Yani görünenden fazlası her zaman vardır, ve olacaktır...


Medya kadar etkin olmasa da torpil haberlerinin bir başka yayılma kaynağı da kişisel söylentiler ve şehir efsaneleridir. Örneğin X üniversitesi yüksek lisansa 10 kişi alacaktır. Bunların 9'unun hakkıyla girdiğini, 1 kişinin de torpil yaptırdığını düşünelim. Kimse size o dokuz kişiden bahsetmez çünkü orda "haber" değeri taşıyan bir olay yoktur. Fakat o torpilli olan 1 kişiyi öyle ballandıra ballandıra anlatırlar ki bu anlatım üstüne katıla katıla "X üniversitesi hep torpillileri alıyormuşa" döner. Sizin X üniversitesine başvuracağınızı öğrenenler de hemen "Abi hiç şansın yok oraya torpil olmadan giremezsin" demeye başlar. Çünkü insanlar geçmişe dair anılarını gerçekte olduğu gibi değil, hatırlamak istedikleri biçimiyle hatırlarlar. O yüzden de size aktarırken dokuz kişi hakkıyla girmiş, bir kişiye torpil geçmişler demezler. Onun yerine orası torpillileri alıyor derler. Eminim çevrenizde sizi bu efsanelerle dolduran, bilinçaltınıza "Her yer torpillilerle dolu" fikrini zerk eden sayısız insan vardır. Kendi başımdan geçeni anlatayım: Yüksek lisansa başvuracağımı söylediğimde de bana "Oraya hiç başvurma", "Gitmeden hocalarla görüş kendini tanıt", "Hediyesiz gitme", "Arka bulmadan gitme" diyen o kadar çok kişi olmuştu ki yuh artık demiştim! Hatta hiç unutmam, başvuracağım kurumu öğrenen bir tanıdığım "Abi bizim arkadaş oraya başvurmuştu, hocaların altına araba çekmek falan gerekiyor" demişti. Düşünün artık! Zaten hep "bir arkadaş" vardır böyle olaylarda ya, araba çekmek nedir yahu?! Efsanenin aldığı boyutu görüyorsunuz değil mi? :)) Sonuç= Kimsenin altına araba falan çekmedim. Hatta kurumdaki hiçbir hocayı tanımıyordum ve yüksek lisansa bilim puanı olarak 1. sırada girdim.


İşte sizin motivasyonunuzu kıran medya harici yayın organları da bu tür insanlardır. Bu insanlara göre her zaman "bir arkadaş", "bir kuruma" başvurmuş ve torpili olmadığı için alınmamıştır. Dikkat ederseniz olayları hep -mış, -miş şeklinde anlatırlar. Ordan burdan duydukları, medyada gördükleri çeşitli haberleri kendilerine göre düzenleyip size aktarırlar. Ben yüksek lisansa başvururken dediğim gibi bu ekip çalışıyordu. Yüksek bitti, sırada doktora var yine aynı laflar piyasaya çıktı. "Arka bulmadan sakın gitme..." demeye başladılar. Şimdi doktoram da bitti, üniversite kadrosu bakıcaz ya aynı şeyleri söylemeye devam ediyorlar: "Abi torpil olmadan üniversite zor be!" Eskiden kafaya takıyordum, artık he deyip geçiyorum. Yalnız dikkatinizi çekmek istiyorum: Torpil olmadığına/olmayacağına inanmadığım için değil bu ciddiyetsizliğim. Torpil olabilir hak veriyorum, ama her yer torpille çalışmıyor. Hele hele bu efsaneleri yayanların anlattığı şekilde hiç olmuyor bu işler...


Buraya kadar anlattıklarımı özetlersem:

1- Türkiye'de torpil, adam kayırma, nepotizm vardır. Yok diyen paralel evrende falan yaşıyordur.

2- Ancak bu durum herkesin torpil yaptığı/herkesin torpil peşinde koştuğu anlamına da gelmez.

3- Torpil sandığımız bazı olaylar gerçekte torpil olmayabilir veya başkaları tarafından torpil olarak algılanmayabilir.

4- İnsan kandırılması çok kolay bir varlıktır ve medya yoluyla algılarımız yönetilmektedir.

5- Ne yazık ki bazı kötü niyetli medya organları torpil olsun, olmasın bunu gözünüze sokarak zihinlerde yer etmeye çalışmaktadır. Burada ticari veya sosyal bir kazanç da olabilir. Bu yüzden de pek çok olayın ardındaki "gerçekte olup bitenler" ya araştırılmamakta, ya da olay çarpıtılmakta ve/ya gizlenmektedir.

6- Şehir efsaneleri son sürat yayılmaktadır ve insanlar işlerine geldiği biçimde bire bin katarak torpil haberleri yaymaktadır. Bunlar arasında belki çok küçük bir doğruluk kısmı varsa emin olun % 99'u da asılsız, çarpıtılmış, yalan iddiadır. Olumsuzluklardan beslenen insanların uydurmalarıdır. Bu insanlardan uzak durunuz.


2- BU ORTAMIN SONUÇLARI NELERDİR?


Açıkça görüldüğü üzere torpile ilişkin algımızın kaynağı dışarıdan müdahalelerle şekillenebilmektedir. Yaratılan bu imaja ait ögeler (Burası Türkiye!) gibi sloganlar etrafında kümelenmekte ve ülkedeki herhangi bir olumsuzluk benzer sloganlarla çözüme kavuşturulmaktadır (!) Yani olaya "sözde" bir gerekçe hazırlanmaktadır:


Ayağım taşa takıldı, -E burası Türkiye, takılır!

Benim yerime Ahmet'i aldılar, -E burası Türkiye, alırlar!

Kafama kuş sıçtı, -E burası Türkiye, sıçar!


...


Bu zinciri sonsuza dek devam ettirebileceğimizin farkında mısınız? Peki kime, ne faydası var?


İşte bahsettiğim algı yönetimi ve olumsuz imaj oluşturma çalışmalarının ardında bu motivasyon yatmaktadır. Tekrar belirteyim: Gerçek olumsuzlukları afişe eden ve yansız biçimde aktaran insan, kurum veya kuruluşları tenzih ediyorum, onlar zaten vatandaşlık görevini yaparak haksızlıklara tepki veriyorlar. Ama her gördüğünüz paylaşıma da kanmayın, hepsini doğru kabul etmeyin ve genelleme hatasına düşmeyin diyorum...


Bu olumsuzluk algısı öyle derin motivasyon kayıplarına neden oluyor ki akademiye girmek isteyen, bilime gönül vermiş, bilimsel araştırma aşkı ile yanıp tutuşan genç insanların bütün heveslerini kursaklarında bırakıyorlar. Torpilin her yerde olduğuna inanmış/inandırılmış insanlar o kadar çok mesaj attı ki kimisi tamamen vazgeçtim diyor, kimisi yüksek lisansa hiç başvurmadan ticarete atılayım diyor, kimisi hepten bezmiş öldük bittik havasında.. Kimi kızgın, kimi kabullenmiş, kimi atarlı giderli, kimi boyun eğmiş... Sonuç? Sonucu söyleyeyim: Meydanı kendi elimizle gerçekten torpilli olanlara bırakıyoruz. Hakkıyla bir yere gelmek isteyen vatandaş vazgeçince otomatikman birinin yeğeni, kardeşi, baldızı dolduruyor o kadroları! Yenilgiyi kabul etmiş bir takım belki de kazanabileceği maçı sahaya çıkmadığı için hükmen kaybetmiş sayılıyor!


Evet, maalesef böyle bir gerçek var. Başvuracağı kurumda torpil yapılacağına kesin gözüyle bakan -üstelik ortada buna dair bir emare olmasa bile- kişiler başvurudan kaçmakta; meydan da torpillilere yani namıssızlara kalmaktadır. Ondan sonra sonuçlar ilan edilince de alınan kişilerde dekanın baldızını görünce "Bak işte, size torpil yapılacağını söylemiştim" diyor.. Tanıdık geldi mi? Kendini gerçekleştiren kehanet diyoruz buna.. Oysa sen ve senin gibi yüksek puanlı kişiler vazgeçmemiş olsaydı o torpil öyle kolay olmazdı, hatta belki hiç olmazdı. Demem o ki meydanı boş bırakmayın!


3- SONUÇ OLARAK...


Sosyal medya algısının sizi yönetmesine/yönlendirmesine izin vermeyin. Torpil var yok demiyorum ama her yerde değil. Belki de karşınıza çıkmayacak. Bu gerçeği kabul edin. Karşınıza çıkarsa ve torpil yapıldığından gerçekten eminseniz yani bunu ispatlayabilecek durumunuz varsa hukuki yollara başvurun. Bu aşamada da tıpkı "Burası Türkiye" mottosu gibi, "Hukuk mu kaldı" mottosu çıkar karşınıza. Hiç dinlemeyin. İşte bu heves kırıcı ve motivasyon bozucular yüzünden haklı davanızı kaybedebilirsiniz. Bu şekilde torpil yapılan ve sonra hukuk eliyle iptal edilen uygulamaları geçmişten hatırlıyorum. Yani kararlı olunduğunda illa ki sonuç alınıyor.


En önemlisi çalışmanızı sürdürün. Klasik olacak ama gerçekten yüreğinizin sesini dinleyin. Bilim aşkı öyle bir şey ki gerçekten akıl, yürek karşısında çaresiz kalıyor. Doktora tez konusu gecenin üçünde düşmüştü aklıma. Yataktan kalkarak sabah 5'e kadar araştırıp taslak haline getirmiştim. Uykuyu benim gibi seven birine başka hiçbir güç bunu yaptıramaz :)


O yüzden, eğer bilim yolunda yürümeye kararlıysanız, yani bunu bir aşk ile, bir tutku ile yaparım diyorsanız algılarınızla oynayan, motivasyonunuzu kıran, sizi bezginliğe sürükleyen her şeyden uzak durun derim. Tutkunuza sarılın ve gerçekten çok çalışın. Gerçek emek ziyan olmaz...


Cemil Meriç'in dediği gibi; Siz namuslular safında yer alın. Göreceksiniz ki çok kalabalık olacaksınız.


Şimdiden tüm bilim dostlarına bu uzun maratonda başarılar ve kolaylıklar diliyorum. Sağlıkla kalın..




Dipnot: Eminim bu yazıyı okuduktan sonra gerçekçi bulmayacak, siyasi tarafa çekecek, işine gelmediği için hadi ordan! deyip bir kenara atacak kimseler olacaktır. Zira onların kafasında burası Türkiye'dir! Evet burası gerçekten de Türkiye, çünkü sen öyle olmasını istediğin veya öylesi işine yaradığı için burası Türkiye! Tıpkı o mottodaki gibi.. O arkadaşların da "gözlerinden öperken" sayılarının çok olmamasını temenni ediyorum. Elimden şimdilik bu kadarı geliyor...


Dipnot 2: Allah'a şükür hayatımda hiçbir mevkiye torpille gelmedim. Ne doktora ne yüksek lisansımda ne de başka işlerimde.. Kimsenin gidip de çayını içmedim, içmem de. Kimseye el pençe divan durmadım, durmam da. Bizzat torpil teklif edildi kabul etmedim. Çünkü etseydim tırnağım olamayacak insanların emir eri olacaktım. Bu kafayla yükselemezsin diye o kadar çok tepki aldım ki, bunları söyleyenlere sözüm şu: Neyin üzerinde yükseldiğin daha önemlidir. Seni torpille bir yere getiren hop diye altından çekip alabilir de. O yüzden içim çok rahat. Kendi yağında kavrulan, kendi çapında işleriyle meşgul olan biriyim. Bir sakıncasını da görmedim. Herkese de vicdan rahatlığıyla yapacağı bir iş dilerim...

235 görüntüleme

#eğitim politikaları  #eğitim sosyolojisi  #eleştirel pedagoji  #örgütsel yapı ve davranış

Erdem Oklay, © 2015. Tüm hakları saklıdır. Site içerisinde yer alan sayfalarda aksi belirtilmediği sürece, site içindeki hiçbir doküman, sayfa, grafik, tasarım unsuru ve diğer unsurlar izin alınmaksızın kopyalanamaz, başka yere taşınamaz, alıntı yapılamaz, internet üzerinde veya her ne şekilde olursa olsun yayınlanamaz ve kullanılamaz. Site Yöneticisinin önceden verilmiş açık muvafakati olmaksızın başka siteler ya da medyalara kopyalanamaz. Siteyi ziyaret edenler bu kuralları ve kuralların ihlalinden doğabilecek hukuki yaptırımları kabul etmiş sayılırlar. 

  • LinkedIn - Beyaz Çember
  • Heyecan - Beyaz Çember