"The Social Dilemma" Üzerine Düşünceler...


Bu hafta akademik yazılara kısa bir ara verip hem kafamı dinlendirmek -social dilemma ile ne kadar dinleniyorsa- hem de böyle güzide bir belgesel hakkında görüşlerimi bildirmek istedim. Malum devamlı akademiden konuşmak bir yerden sonra da "Ee hoca yeter anladık" moduna sokuyor insanı.


O yüzden kısa bir ara diyelim ve geçelim social dilemma meselesine, nam-ı diğer sosyal ikilem'e...


Bir kere filmin/belgeselin sırrı adında gizli. Sosyal ikilem diyor. Yani bir ikileme düştüğümüzü söylüyor. Ben burada uzun uzun belgesel içeriğini anlatmayacağım.

Özetin özeti şu: Küresel sosyal medya patronları çeşitli teknolojik araçlar ve yapay zeka yazılımlarıyla bizi kullanıp, zihinlerimizi manipüle ediyor. Bu manipülasyonlar sayesinde ülkelerde sosyal, siyasi, kültürel oyunlar döndürüyorlar. Tabi arada parayı da götürüyorlar.


Bunun doğruluğunu tartışmaya açmak bir yana bu yazıda benim düşünce sistemimi anlamınızı istiyorum. İnsanoğlu olarak bir olayı genelde ona sebep olduğunu düşündüğümüz en kuvvetli faktörle açıklama eğilimi taşıdığımızı gözlemliyorum.

Örneğin; Eğitim sistemi çok kötü, çünkü yöneticilerimiz liyakatsiz.

Bu cümlede doğruluk payı olabilir. Ancak doğruluk payının olması komple bir eğitim sisteminin kötü olduğunu kanıtlamadığı gibi bunun (doğru olduğunu varsaysak bile) tek sorumlusu olarak yöneticilerin liyakatsizliğini göstermek de bir o kadar ingirmeci bir tutumdur. Bu katı deterministik anlayış her olayı bir sebep-sonuç ilişkisi içinde değerlendirmemize ve arkasını tam olarak göremediğimiz olayları akla ve dile yakın en kuvvetli tek bir nedene indirmemize neden oluyor.


Başka örnekler de verilebilir ama konuyu uzatmamak adına şu kadarını söyleyelim: Sosyal olayları ve olguları tek bir faktöre bağlı olarak açıklamak genelleyici bir davranıştır ve doğru değildir. Onun yerine "Evet, etkenlerden biri bu olabilir" demek daha yerinde bir tutumdur. Hatta "Evet, güçlü bir etken olabilir" bile denebilir ama tek etken demek toptancı bir anlayışa hizmet edip odağı kaçırmaya neden olur.


Bu anlamda belgesel hakkındaki izlenimlerime geçersem;

Belgesel tek yönlü bir bakış açısıyla ele alınmış. Buna göre "ekranların arkasında gizlenmiş kaka adamlar" dünyayı parmaklarında oynatmak için sosyal medyayı kullanıyorlar. Evet zihinlerimizin bir nevi kontrol altına alınmaya çalışıldığını görüyorum. Bunu bir çocuk bile görüyor. İzlediğimiz reklamlar, karşımıza gelen video önerileri, ürün tanıtımları vs. bunların hepsi bir amaca yönelik. Bunları kabul ediyorum. Ama "Ah bu kaka adamlar!" diye serzeniş etmek yerine bunun devamını da düşünüyorum.


Zihnimi kontrol etmek istiyorlar mı?

-Evet

Bunu neden yapmak istiyorlar?

-Kendilerine bağımlı kalayım diye

Bunu neden yapmak istiyorlar?

-Daha çok kullanıcı hareketi ve etkileşimi daha çok reklam demek

Bunu neden yapmak istiyorlar?

-Reklam gösterdikçe para kazanıyorlar çünkü.


Kabul edelim, vahşi kapitalizmin hüküm sürdüğü bir dünyada sokağın köşesindeki marketle Facebook'un yaptığı iş temelde aynı: Daha çok reklam, daha çok ilgi çekme, daha çok satış ve kazanç. (Marketlerdeki pazarlama taktiklerini bir araştırın bakalım sizin zihninizi nasıl kontrol ediyorlar) Aralarındaki farksa şu: Facebook bunu global ölçekte ve daha profesyonel yönetiyor o kadar. Bir de markette satılan ürünler bellidir. FB ise reklamları gösterebildiği kişi sayısı üzerinden bu kazancı sağlıyor. (Başka ne yapmasını bekliyorsunuz? Gardırop içinde insan mı pazarlasın?)


ÇIKARIM 1: FB, Twitter, Instagram ticari birer iş yapıyor ve müşterilerini etkilemek için çeşitli psikolojik taktikler kullanıyorlar. Bu da gayet doğal çünkü iş modelleri bunun üzerine kurulu. Nitekim belgeselin bir yerinde bu gerçek vurgulanıyor.


ÇIKARIM 2: Belgeselin, sosyal medyayı yerden yere vurmasına karşın kötüledikleri mecralardan pek de masum olmayan Netflix'de yayınlanmış olması size de garip gelmiyor mu? Netflix, Google, FB sizce gerçekten rakip mi? Birbirlerinin kuyusunu mu kazıyorlar acaba? Bu platformların birbiri sayesinde kazandıkları "kullanıcı" sayısı ne olacak peki? Bir danışıklı dövüşten söz etmek daha uygun gibi sanki?


ÇIKARIM 3: Madem bu medya patronları ülkelerde savaş bile çıkarabilecek kadar güçlü onlara karşı bu denli ses getirebilecek bir yapımın piyasaya sürülmesi doğrusu iyi cesaret işi diyebiliriz. Ülkeleri yıkan adamlar yönetmeni kimbilir ne yapar değil mi? Sizce hangi yapımcı kariyerini ve belki de hayatını bu kadar büyük bir riske atabilir?


ÇIKARIM 4: Sosyal medyanın zararlı etkilerinden korunmak için yapabileceğiniz pek çok şey var. Belgeselde insanoğlu tamamen aciz bir varlık olarak gösterilmiş. Sanki tüm ipler gizli güçlerin elindeymiş imajı oluşturulmuş. Ben insanın bu süreç karşısında adeta bitki kadar pasif bir rolde olduğunu düşünmüyorum.


ÇIKARIM 5: Peki, bu küresel şirketler bizi manipüle ediyor, sömürüyor ve para kazanıyor. İyi de kullanıcıların hiç mi çıkarı yok? Sosyal, ticari ve pek çok çıkarımız var. Örneğin bir ürünün var, sosyal medyada tanıtıp reklamını yapıyorsun. O halde tek yönlü bir çıkar söz konusu değil. Bir ortam var ve bu ortamın nimetlerinden küçük-büyük hepimiz bir şekilde nemalanıyoruz. O yüzden de bunlarla ilişkimizi sürdürüyoruz. Sosyal medyanın kendisine faydası olmadığını düşünenler örneğin FB hesabını kapatıyor. Yani biz sıradan kullanıcılar da açıkça kendi menfaatimiz doğrultusunda bu ortamlara iştirak ediyoruz. Belki sümen altı edilecek pek çok yasa, karar ve uygulama Twitter'da tepki toplayıp hashtag kampanyaları sayesinde engellenmedi mi?


Sadete gelelim. Belgesel güzel. Kesinlikle izlemenizi tavsiye ederim. Ama izlerken şu yukarıdaki soruları ve çıkarımları da düşünün. Sosyal medya olayına tek taraflı bakmamaya çalışın. Belgeselde doğruluk payı olmakla birlikte bir şekilde şirketleriyle arası açılmış olan eski çalışanların iddilarında abartı payının da olabileceğini kabul etmek gerekir.


Bu nedenle karamsarlığa kapılmayın.. Yapacaklarınız aslında basit. Kendi yaptıklarımı anlatayım.

Telefon bildirimlerini, bildirim ışığını vs. hepsini kapattım. Çalışırken de telefonum uzanmaya üşeneceğim bir mesafede durur. StayFree isimli bir programla sosyal medyada geçirdiğim süreyi de sürekli kontrol edebiliyorum. Başlangıçta kısıtlama koymuştum ama kısıtlayıcı olmadan da kendi kontrolümü sağladığım için bunu kapattım. Ayrıca reklam engelleyici de mutlaka kullanın. Odanızda ve çalışma programınızda minik düzenlemelerle "bağımlılıktan" kurtulmak mümkün. Kendinizi bu şirketler karşısında bu kadar da aciz ve savunmasız görmeyin.


Ama en önemlisi ne biliyor musunuz? Sosyal medyaya takılı kalmanızı engelleyecek bir uğraş bulun kendinize. Bulun ki zaten facede, twitterda, instagramda gezinmeye öyle vakit bulamayın. Hem üretken olur hem de bağımlılıktan kurtulursunuz.


Herkese sağlıklı günler dilerim.


254 görüntüleme