Herkes için eğitim!

E.

Oklay

  • Erdem

Savaş ve Barış

Askeri bir personelin savaşı, askeri bir kafa yapısıyla yorumlamasını anlayışla karşılarım. Benzer biçimde bir eğitimcinin savaşın insani yönünü değerlendirmesi de anlaşılabilir bir durumdur elbet.


Hatta bir askerin olayın insani açıdan nedenlerini ve sonuçlarını yorumlaması da gayet tabiidir. En nihayetinde asker de olsa önce bir insandır!


Ancak; bir eğitimcinin, en azından kendine bu sıfatı layık gören birinin, bir komutan edasıyla "asalım, keselim" tarzını benimsemesi anlaşılır ve kabul edilebilir bir şey değildir. Çünkü eğitimci, mesleğinin sorumluluğu icabı, yaşamı savunması ve güzelleştirme idealine sahip olması gereken kişidir. Kaldı ki bu söylemler askeri jargona da yakışmayan söylemlerdir.


Eğitimcinin yok etme, öldürme, işgal etme, vurma vb. şiddet unsurlarını öncelikle kendi bünyesinden arındırmış olması gerekir. Aksi halde ortaya militan yetiştiren bir sözde eğitmen çıkar. Bunu pratik eylemleriyle olmasa da söylemleriyle, diliyle yapar hale gelir. Bu dili benimseyen bir "eğitimci" sınıfa girdiğinde de "gerekli gördüğü" durumlarda asar, keser. Onun deyimiyle "gereğini yapar." Yani insana dokunan bir meslek olarak öğretmenlik, insanı tamamen yoldan çıkarmanın bir aracı olarak da kullanılabilir.


Bu düşüncelerimizi muhattaplarına iletip; eğitimi, bilimi, insan olmayı, barışı ve yaşamayı/yaşatmayı savunduğumuzda ise çoğu kez "gerçekleri görememek", "hayalperest olmak", "düşmanın ekmeğine yağ sürmek" gibi asılsız ve dayanaksız suçlamalarla karşılaşırız.


Oysa ki;


1. Senin gerçek dediğin sadece sana dayatılandır, doğru olarak belletilendir. Bu da senin olay ve olgular üzerinde çok düşünmemeni sağlamak amacıyladır. Eğitimin ilk hedefi insanın düşüncesini berraklaştırma ve sistemli hale getirme, böylece onun kendine dayatılan şeylere karşı bilincini korumaktır.

2. Eğitimin bir diğer hedefi de hayalgücü ve yaratıcılığını geliştirip insanın kendi ideallerini belirleyebilmesine olanak tanımaktır. Senin hayalperestlik dediğin kavram yani barış, dünya üzerindeki milyonlarca insanın ülküsüdür. Bu devleti kuran dev adam da bu ülküsünü bizzat söze dökmüştür: Yurtta barış, dünyada barış!

3. Eğitimsiz, cahil kitlelerin yoğun olarak yaşadığı coğrafyalar -ne hikmetse- hep savaşların da adresi olmuştur. Bu tarih boyunca böyledir. Bugün de bu olgu gözümüzün önünde cereyan etmektedir. Dolayısıyla eğitimi, bilimi ve barışı savunmak düşmanın ekmeğine yağ sürmek değil, bilakis bu coğrafyadan düşmanı uzak tutmanın yegane yoludur.


Atatürk'ün Bursa'da öğretmenlere hitabı çok önemli, altı çizilmesi gereken cümleler barındırmaktadır. Bu bağlantıdan, Atatürk'ün maarif işleri üzerinde ne denli önemle durduğu ve genç öğretmenlerden istekleri okunabilir.


Yetmemiştir ki o büyük adam, "Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir!", "Hayatta en hakiki yol gösterici ilimdir, fendir!" ve "Benim sözlerimle bilimin sözleri ters düşerse bilimi seçin!" gibi ilim, irfan kokan sözlerin de sahibidir.


Buna karşılık, Atatürk hayatı boyunca savaş sevdalısı olmamıştır. O, savaşmak zorunda kalmıştır! Savaşları bir an önce bitirmek ve ülkeyi, milleti kalkındırmak için çaba göstermiştir. İlkeleri ve devrimleri bunun açık kanıtı olarak ortadadır. Nitekim Kurtuluş Savaşı bittikten sonra "Asıl savaş şimdi başlıyor..." diyerek "cehaletle olan savaşı" işaret etmiştir.


Hal böyleyken, bugün, eğitimciyim diyen insanların savaş çığırtkanlığı yapması; eğitimi, bilimi ve barışı küçümser, bunu savunanları da yukarıda bahsettiğim sıfatlarla nitelendirmesi en basit tabiriyle "üzücüdür."


Ortada askeri bir tehdit varsa elbette ülkemiz gereken önlemleri alacaktır. Tarihimiz bunun örnekleri ile doludur. Ancak akılcılığı bir kenara bırakıp tepkisel olarak şiddet söylemlerine yönelmek, provakasyon yapmak, bilgiyi çarpıtmak ve yanlış bilgiyi yaymak gibi eylemler sadece bize zarar vermektedir.


Bu eylem ve söylemleri tercih eden "eğitimcilerin" sınıflara girip çocuklarımızı "eğittiğini" düşünmek ise olayın bir başka dehşet verici boyutudur.


Saygılarımla.




22 görüntüleme