Sınavlarla Boğuşan Nesiller



Çocukları okullarda, gençleri işe alırken, yetişkinleri görevde yükselmelerde sınavlara sokuyoruz. Sınavlar olmadan “eğitim” hayatının veya kariyer basamaklarının olamayacağını düşünüyoruz. Bu sınav “miti” o kadar benimsenmiş ki sınavsız bir hayatı düşleyemiyoruz bile. En eğitim uzmanları, en büyük hocalar bile “ama şimdi sınavsız da olmaz ki” demekte hiçbir beis görmüyor. Haklılar mı peki? Sonuna kadar.


Peki o zaman sıkıntı nerede? Sıkıntı şu: Sınavların amacını yanlış kurguluyoruz. Türkiye’de onlarca yıldır olan bu işte. Temel felsefesini yitirmiş, kurucu ilkelerinden uzaklaşmış bir “eğitim sisteminde” sınavlar tek gerçek olarak yaşamını sürdürüyor. Çünkü bu büyük “boşluk” içinde en somut, elle tutulur tek varlık onlar. Eğitim mi? Önemli değil. Sınavdan geç yeter! Öğrenmek mi? Boşver. Sınavı verdin mi sen onu söyle! Teknoloji üretmek, bilimle uğraşmak, sanatta yükselmek? Hadi kendi işine, sınav sonucun daha önemli! İster KPSS, ister LGS ya da sayamadığım onlarca ad koyun, bunun bir manası yok. Tüm eğitim sistemimiz sınavlara endeksli hale geldi. Eğer sınavlardan geçiyorsan başarılısın, o kadar!


Sınav olmalı. Ancak sınavların amacı eleme değil değerlendirme ve dönüt-düzeltme olmalı. Sınav dediğin öğrencileri başarılı-başarısız diye ayırmak yerine eksiklerini göstermeli. Eksiklerin kapatılması için öğretmenlere rehberlik edici olmalı. Sınavlar sonuç değil süreç odaklı olmalı. Yani anlık bir sonucu değil, eğitim sürecindeki gelişimini tanılayıcı nitelik kazanmalı. Böylece yönlendirmeye yardımcı olabilir. Yoksa sınavın yarattığı sıkıntıları stres çarkıyla gidermeye çalışan bir nesil yetiştirirsin. Olan da bu zaten. Hangi sınavı nasıl yapsak diye günlerimizi, aylarımızı veriyoruz. Böyle olmadı şöyle yapalım derken yıllar geçiyor. Çocuklarımızın, gençlerimizin önüne koyduğumuz “yarın ne olacağını kimse bilemez” şeklinde ifadesini bulan belirsizlik, geleceğe olan güveni sarsıyor. İnsanlar geleceklerinden emin değil. Al sana toplumsal mutsuzluk nedeni! Sınavdan sınava koşturan binlerce, milyonlarca mutsuz ve umutsuz insan yığınları! Bu insanlarla mı geleceği kuracaksın? Bu insanlar mı bu ülkeyi uçuracak? Pandemi döneminde okulları yüzyüze eğitime kapatmışken sınavları yüzyüze yaptık mesela.. Sınavlardan pandemide bile vazgeçemedik. Bu halde öğrencilerin sınavlara ne derece motive olabileceğini, bu gençlerin gelecekleri hakkında ne kadar umut taşıyabileceklerini düşündük mü?


Sınavlar olsun. Ama böyle değil. Sınavı “nasıl” yapacağımızdan önce “neden sınav yapmalıyız?” Bunu düşünelim. Sorun sınavlarda değil, sorun neden bir sınav uygulamamız gerektiğini bilmememiz/bilsek de uygulamıyor oluşumuz. Bunun sebepleri de eğitim sistemimizin en başından kurgulanması gereken temel felsefesinde yatıyor aslında. Nasıl bir insan istiyoruz’un cevabı hala yok, varsa da ben duymadım, bilmiyorum. Hal böyleyken insanları sınavdan sınava koşturmada bir anlam bulamıyorum. Artık sınavlara değil öğrenmeye odaklanmalıyız. Sınav merkezli, hatta direkt ismini verelim, eğitim sistemini çoktan seçmeli sınav üssü haline getirmek yerine ona bir felsefe, bir derinlik, bir anlam kazandıralım. İnsan olmanın yüceliği ile tanıştıralım çocuklarımızı.. Sınav dediğin nasılsa yapılır..

64 görüntüleme0 yorum

© 2015 by Erdem Oklay. All rights reserved

  • Heyecan Sosyal Simge
  • YouTube Sosyal Simge
  • LinkedIn Sosyal Simge
  • Instagram Sosyal Simge