MEB Lisansüstü Eğitime Yönelen Öğretmenleri İçin Ne Yapmalı?



Dün paylaştığım twitte Danıştay'ın lisansüstü eğitim yapan öğretmenlere verilen ek hizmet puanlarının yürütmesini durdurmasını savunanlara bir cevap yazmıştım.


Bugünse MEB'e yönelik önerilerimden bahsedeceğim.


Önce bir durum değerlendirmesi yapalım. YL ve DR eğitimi yapan öğretmenler bu gayretlerini sadece akademik motivasyonlarla değil; aynı zamanda sınıfında ve okulunda sunduğu eğitim hizmetinin kalitesine de katkı sağlamak için vermektedir.


Örneğin; 2008 yılında başladığım YL eğitimim sonrasında 2020 yılında doktorayı tamamladım. Bu da 12 yıllık bir emektir. 12 yıl boyunca akademiden kazandığım teorik ve pratik bilgiyi dersine girdiğim öğrencilere de kazandırmak için çaba sarf ettim. Bu çabam(ız) hala sürmektedir. Diğer bir deyişle; bunca yıllık uğraşımız sadece üniversitede bir kadro edinmek için değil, aynı zamanda daha nitelikli bir öğretmen olmak içindir. Hatta üniversitelerde kadro edinme koşulları düşünüldüğünde aslında çabamızın çoğu belki de MEB içindir. Yani senin çocuğunun eğitimi içindir!


O halde bazılarının iddia ettiği "YL ve DR akademi için yapılır, MEB'i bağlamaz" deyişi baştan çürümektedir. Çünkü MEB, eğitim hizmeti yürütmektedir ve eğitim bilimsel olarak incelenen, üzerine araştırmalar yapılan bir disiplindir. Haliyle daha nitelikli bir eğitim için daha nitelikli öğretmenlere ihtiyaç vardır ve bunu bilimsel yollarla yürütmek gerekir. Doğal olarak da YL ve DR eğitimi almış öğretmen almayana göre maça 5-0 önde başlamaktadır.


Bir öğretmen/veli olarak düşününüz. İl-İlçe müdürlüğüne gidiyorsunuz hepsi yüksek lisanslı ve doktoralı memurlar. Hem sahayı bilen hem bilimsel yönteme hakim. Okul müdürleri ve öğretmenlerin en azından alan veya eğitim bilimleri yüksek lisansı var. Bu insanların vereceği eğitim hizmetinin kalitesini düşünün. Çocuğunuz mesela matematikte zayıf diyelim, çocuğunuzun matematik öğretmeni matematik eğitimi alanında YL/DR yapmış, öğretim yöntemlerine hakim, bilimsel olarak çocuğunuzu değerlendirebilecek kapasitede bir öğretmen olsun ve gerekli önlemleri alsın istemez misiniz? Bunun çocuğunuz için, eğitim için faydasız olacağını iddia edebilir misiniz? Ne yazık ki önceki paragrafta bahsettiğim deyişi ortaya koyanlar dolaylı yoldan bunu ima etmektedir ve ne yazık ki bunların kendisi de öğretmendir!


O halde YL/DR eğitimi almış öğretmen nitelikli, ya da en azından belli bir gelişim yolculuğunu kendine dert edinmiş öğretmendir diyebiliriz. Bunun da eğitime katkısının öneminden bahsedebiliriz. Neticede pek çok öğretmenin hala lisans eğitimi bilgisiyle memuriyet yaptığını düşündüğümüzde kendini geliştiren öğretmen her zaman fark atacaktır, bu çok açık ve net.


Öyleyse lafı uzatmadan MEB tarafını konuşalım.


MEB'in bütün amaç ve gayesi elinde mümkün olduğunca YL/DR yapmış öğretmeni tutmak olmalıdır. Eğitim bir bütündür, YL/DR yapan öğretmen kendini ister akademide isterse MEB'de yani sahada değerlendirebilmelidir.


MEB'de çalışan bir doktoralı öğretmen sırf üniversitede kadrosu yok diye değersiz olmadığı gibi, doğrudan sahada çalıştığı için belki de üniversitede çalışandan daha önemli ve kritik bir pozisyondadır.

Peki MEB bunu nasıl yapabilir? Tabi ki önce haklıya hakkını teslim ederek. Hizmet puanı bunlardan biridir. Kademe ve ekders farkı zaten veriliyor. Bunun yanında MEB liyakata dayalı bir sistem kurarak bu öğretmenlerin sistemin her noktasında değerlendirilmesini sağlayacak örgütsel yapıyı geliştirmelidir. Örneğin; öğretmenim eğitim yönetimi alanında mı çalışıyor, bu öğretmenin okul müdürlüğü, il-ilçe müdürlüğü, şube müdürlüğü gibi yöneticilik kademelerinde yolunu açabilir, öncelik tanıyabilir. AR-GE birimlerinde kullanabilir. Bakanlık merkez teşkilatında görevlendirip çeşitli komisyonlarda yer verebilir. Hizmetiçi eğitimleri bu öğretmenlere verdirebilir. (Dışarıdan bu işi özel olarak yapılan insanlara para vermek yerine bundan kendi öğretmenini faydalandırmak daha mantıklı değil mi?)


Yapmak istedikten sonra her tür sistemsel düzenleme yapılabilir. Alan eğitimlerinde çalışan öğretmenim sınıflarında desteklenerek eğitim hizmetinin kalitesine ciddi fark katabilir. Çeşitli kurullarda program uzmanlarıyla bir araya gelerek öğretim programlarının geliştirilmesine katkı sağlayabilir. MEB bunu az buçuk da olsa bazı alanlarda yapmaya çalışıyor, ben de bu tür girişimler içinde yer aldığım için biliyorum. Ancak asıl mesele bunun daimi bir eğitim politikası olarak sürdürülebilir ve stratejik bir mesele şeklinde ele alınması yani sistematik hale getirilmesidir.


Bir diğer husus; hem MEB'de çalışıp hem de lisansüstü eğitim yapmak ciddi bir emektir. MEB lisansüstü eğitime yönelen öğretmenlerin izin durumları, maaş-ekders ve görev yeri gibi konularda esneklik sağlayabilir.


Örneğin; eğitim özrü kesinlikle uygulanmalıdır. Ancak bunun için şöyle bir önerim var: Bilindiği üzere zamanında doğudan "kurtulmak" için pek çok öğretmen batı illerindeki üniversitelerde yüksek lisansa başladılar, eğitim özrüyle batıya geldikten sonra da yüksek lisans kayıtlarını sildirdiler veya en fazla 1-2 dönem devam edip bıraktılar. Yani yüksek lisansı bir yer değiştirme mazereti olarak kötüye kullanıp hem MEB'e hem de gerçekten yüksek lisans yapmak isteyen öğretmenlere -kontenjanları doldurarak- zarar verdiler. Hatta bana bunu nasıl yapabileceğini doğrudan soran öğretmenler oldu. Ben de git evlen, eş durumu yüksek lisanstan daha geçerli bir mazeret demiştim.


Bunu önlemenin yolu şu: Gerçekten yüksek lisans/doktora yapmak isteyen öğretmenler için MEB-YÖK işbirliğiyle özel olarak bütünleşik doktora programı açarsın. Sadece MEB'de çalışan öğretmenlerin faydalandığı. (Bu programda yer alan MEB öğretmenleri ile işlenen yani sahayı bilen öğretmenlerin devam ettiği lisansüstü eğitim derslerinin kalitesini bir düşünün!)


MEB olarak öğretmenine şunu dersin: "Senin mesleki anlamda kendini geliştirmeni takdir ediyorum ve YL ardından vakit kaybetmeden ve başkaca sınava girmeden doktoraya devam hakkı tanıyorum." Yani naptın, öğretmene YL+DR imkanı verdin. Bunun karşılığında da istediği ile tayinini yaparsın. Şunları da şart koşarsın: Dönemlik not ortalaman ....'nın altına düşer, kaydını sildirir, tezlerini veremezsen vb. geldiğin ile geri dönersin. Aldığın hizmet puanları da silinir gibi... Bunu da bir mukaveleye bağlarsın. O zaman öğretmen arkadaşım düşünür; sırf batıdaki bir ile tayin için YL+DR eğitiminde senelerce emek sarf etmeye, tez hazırlamaya ve geri dönme, hem de hizmet puanı kaybı riskine girmeye değer mi? Ancak tayin için değil gerçekten eğitim adına uğraş veren öğretmenler bu şartları hayli hayli kabul eder. Böylece çakallık yapmak isteyenle, istemeyeni ayırırsın. Bunlar zor işler değil. Düzgün bir planlama ve yasal metinlerle rahatça yapılacak işler.


Diyelim öğretmenin bütünleşik doktorayı kabul etti ve bitirdi. Bu zaten takribi 8-10 sene sürer. Sonra bu öğretmenin akademiye geçişi için ÖYP benzeri bir sistem kurgulanabilir. Böylece hem saha deneyimi hem de bilimsel altyapısı güçlü öğretmeni eğitim fakültelerine hoca olarak kazandırabilirsin. Öğretmenim akademide değil de MEB'de hizmete devam etmek istiyorsa da Dr. unvanını vererek başta bahsettiğim liyakat sistemiyle çeşitli pozisyonlarda çalışmasının yolunu açabilirsin. (Bu öğretmenlerin düzenleyeceği hizmetiçi eğitimleri, projeleri bir düşünün...)


Hizmet puanı, maaş, ekders farkı ve çeşitli özlük hakları da vererek bu öğretmenin MEB'de de kendini değerli hissetmesini sağlarsın. Kendini değerli hisseden insan ister MEB'de isterse üniversitede olsun verimli ve istekli çalışır zaten. Örneğin bütünleşik dr yapmış bir MEB öğretmenine maddi gideri tamamen MEB tarafından karşılanmak üzere yılda 1 kez yurtdışına çıkış ve oradaki üniversitelerde araştırmalara katılma şansı tanınabilir. Bu öğretmenin 1 aylığına bile böyle bir faaliyetten yararlanması ona inanılmaz katkı sağlar. Üstelik akademik katkısının yanında öğretmenin motivasyonuna etkisini de bir düşünsenize...


Yapılmak istendikten sonra lisansüstü eğitim yapan öğretmenleri değerlendirmenin, onlara hem özlük hakkı hem de motivasyon sağlamanın o kadar çok yolu var ki, oturup ciddi bir beyin fırtınası yapsak kimbilir daha neler bulunabilir! Kaldı ki YL/DR gibi zorlu süreçlere giren öğretmen zaten bir köşede değerlendirilmeyi, geniş çapta fayda sağlamayı bekliyor!


O halde doğru işi yapmak varken neden bu öğretmenlerin zaten kısıtlı haklarını da geri almaya çalışıyoruz? Kendisi YL/DR yapmadı diye yapanlara adeta düşman kesilmenin mantığı nedir? Hakkı olana hakkını teslim etmenin onca yolu varken, hak edenle etmeyeni neden aynı kefeye koyuyoruz? Bu durum hangi vicdanı rahatlatıyor? Kimler bunu gerçekten sindirebiliyor?


Derdimiz kişilerle, kurumlarla değildir. Derdimiz uygulanan politikalarla, belirsizlikle ve hakkaniyetin çiğnenmesiyledir. Bu vesileyle dünkü Twitter yazışmalarında olayı kişilere veya kurumlara indirgeyerek aba altından sopa göstermeye çalışanlara da acıyorum. Üstelik öğretmen olarak sınıfa giriyor, çocuklarımızın karşısına çıkıyorlar. Evet; senin, benim çocuğumun karşısına çıkıp belki senelerce ders veriyorlar, çocukları etkiliyorlar.


Gerçekten yazık! Bir öğretmen böyle sığ, kapasitesiz ve art niyetli olmamalıdır.


Daha iyide bir araya gelmek varken, hayır hepimiz kötü olalımın mantığını çözemiyorum. Bir de şu kimseleri anlayamıyorum: "Kendini geliştirmek sadece YL, DR yapmak mıdır?" diye soranlar. Elbette değildir ama kusura bakma da, senin bireysel uğraşların YL ve DR gibi zorlu süreçlerle karşılaştırılamaz. Tabi ki kendini geliştirene saygı duyar, destek veririm ama YL ve özellikle de DR bambaşka süreçlerdir. Bu noktada herkesin hak ettiğini almasını dilerim. Kendini geliştiren her öğretmen değerlidir ama YL/DR başka bir boyuttur. Bunları karıştırmayalım zira burda bilimsel süreçler ve metotlar devreye girer. Bilimsel bir ürün üretimi vardır. "Ben de evde kitap okuyorum, Zoom'dan seminerlere katılıyorum"dan başka bir şeydir bu söylediklerim...


İşte bu noktada da çevresindeki 3-5 kişiyi örnek gösterip "Nasıl YL/DR yaptıklarını da biliyoruz..." minvalinde bir söylem geliştirenler türedi. Sahte tezler, intihaller, nepotizm haberleri yüzünden sanki tüm YL/DR yapan öğretmenler böyleymiş gibi orda da aynı kefeye konduk. Yani açık açık "benim tanıdıklarım böyle, öyleyse sen de böylesin ve puanı hak etmiyorsun" denmeye getirildi. Bu tamamen safsata, hatta saçmalık boyutunda hastalıklı bir düşünce maalesef. Tekrar ediyorum; Evde kitap okumakla YL/DR yapmak arasında ciddi fark var. Öğretmenin YL/DR süreçlerini nasıl geçirdiğinin ve neler ürettiğinin kanıtı kolaylıkla sağlanabilir. Bahsettiğin çakallıklara başvuran kişileri tespit etmek zor olmasa gerek. Öyleyse neden herkesi aynı kefede yargılıyorsun?


Tüm bunlar neye benziyor biliyor musunuz? Eskiden sınıfta biri bir kusur işlerdi de öğretmen sanki o kusuru tüm sınıf yapmış gibi herkesi sıra dayağına çekerdi ya, aynı mantık.


Şimdilik diyeceklerim bu kadar. Bu yazıda hem biraz cevap mahiyetinde bir şeyler yazmak istedim hem de MEB/YÖK için bir çözüm yolu önermeye çalıştım. Tabii ki bu çözüm yolu üzerinde de konuşulur, anlaşılır. Maksadım, istendikten sonra bunun rahatlıkla yapılabileceğini vurgulamak. Bu konuda da üzerime düşen bir görev varsa bir eğitim yönetimi doktoru olarak bunu yapmaya hazırım. MEB ve YÖK gibi köklü kurumların bu soruna çare arayacaklarını umut ediyor ve sağlıklı günler diliyorum.


Daha iyide buluşmak dileğiyle.



435 görüntüleme0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör

© 2015 by Erdem Oklay.

All rights reserved

Copyrights

Misafir

Takip Et

  • Siyah Heyecan Simge
  • Siyah YouTube Simgesi
  • Siyah LinkedIn Simge
  • Siyah Instagram Simge