Ara

Mükemmel Olmak Zorundasın...



Bize ne kadar çok masal anlattılar değil mi?

Hayır, çocuk masallarını kastetmiyorum. Gerçek, var olmuş veya olan insanların masallarını...


Hep birilerini örnek gösterdiler,

Hep birileriyle kıyasladılar.


"Komşunun çocukları" diye bir kavram nesilden nesile anlatıladurdu.

Hep çok çalışkan, süper zeki bir komşunun çocuğu vardı. Ali, Ahmet, Ayşe, Fatma fark etmez... Daima başarılı, her istediğini elde edebilen mükemmel çocuklardı onlar. Bizse asla onlar gibi olamazdık...


Kıyaslama daha doğmadan başladı. Bizimki şu kadar santim, şu kadar gram... Bizimki kız, sizinki erkek... Bizimki minyonmuş, sizinki yapılı duruyor...

Doğduk, yine devam ettiler. Boyunu, posunu, çok afedersiniz ettiğiniz b.ku bile kıyasladılar. Bizimkinin rengi yeşil hala.. Sizinki kahveye dönmüş, maşallah!...


Saçınızın şeklini, gözünüzün rengini ve sayabildikleri bilumum organınızı kıyaslarken hiç üşenmediler, hicap duymadılar. Hatta "anlatılmaz yaşanır" diyerek komşu teyzelere gösterdiler. Yani kanıt sundular, ne kadar bilimsel değil mi?!

Oysa tüm bunların DNA ile ilgili olduğunu ve DNA'nın da ebeveynlerden kalıtım yoluyla geldiğini söylemeye ortaokul bilgisi yeterdi.


E tabi kalıtım bilgisi "Oğlan dayıya kız halaya çekermiş" seviyelerinde olunca kimsenin aklının ucundan bile geçmedi, kimse de sormadı "Yahu biz neyi kıyaslıyoruz?" diye...


Sonra asıl kabus başladı: Okul. Notlar kıyaslanmaya başlandı bu sefer. X ve Y hadi neyse de, Z kuşağına doğru notlar da kesmedi: Başarı belgeleri, teşekkürü ve takdiri... Benimki şu kadar takdir aldı, bu kadar dil biliyor, şu ülkeleri gezdi, şu son model telefondan aldık, sosyal medyada şu kadar takipçisi var... Sözde bir mükemmel çocuk arayışı içinde çocukları yarış atına çevirdik. Yarışı da geçtik resmen açlık oyunları yaşanıyor desek yeridir.


Ayda/yılda kaç kitap okuyorsun? Şimdilerin moda sorusu da bu oldu ve bu soruyla muhattap olmaktan dolayı okumayı bırakan çok insan da oldu. Çünkü hangi sayıyı söylersen söyle hep "Hmm azmış, ben şu kadar okuyorum" diyen biri illaki çıkıyor. Sen 50 diyorsun, o 60 diyor. Sen 70 diyorsun o 80 diyor. Sen ne söylüyorsan "10 fazlası, 20 fazlası ondan" gibi bir döngü... Bir süre sonra bu soruyla karşılaştığında içinden "Ulan kaç desem de bu adam üstünü söylemeye cesaret edemese..." diye geçmeye başlıyor.

Tebrikler nur topu gibi bir sidik yarışınız daha oldu...


Elbet bir gün okullar da bitiyor. Liseler, üniversiteler... Koca koca okullar, şaşaalı isimleri olan kolejler... İşe girme süreci başladı. Sorular boyut değiştirdi tabi: Maaşın ne kadar, evin var mı, araban var mı? (Ev varsa kaç artı kaç? Araba varsa kaç beygir, kaç para?)

Beş yıl sonra kendini nerde görüyorsun? Kaç yayının var? Kaçı SSCI? Kaç atıf aldın? Kaç proje yaptın? Kaç tezde danışmanlık yaptın? Kaç saat çalışıyorsun? Kaç dergide hakemsin/editörsün? Kaç yılda doçent/prof oldun? Kaç, kaç, kaç???

Sana tavsiyem: Bu soruları duyduğun anda kaç!


Başta da dedim ya, bize masallar anlattılar, kapasitenin yetmediği zaman da uydurdular.


Misal, komşu çocuğunun kesmediği yerde tarihsel kişilikleri sürdüler piyasaya. Ama durun o piyasanın da kendine göre tarifeleri var: Örneğin laiklik yanlısı, demokratik bir aileyse Atatürk örnek verildi hep. Uzun bir zaman göğsünden kurşun yediği halde ölmeyen bir adamın masalını dinledim mesela. Sonra artık kim dediyse "yahu cebinde saati vardı kurşun ona saplanıp kaldı" diye, işte o zaman gerçeğin masallardan çok farklı olduğunu öğrendim.


Muhafazakar ve dini vecibelerine düşkün ailelerde ise geçmiş büyüklerin, evliyaların masalları anlatıldı. Şöyle ermiş kişiydi, bir yürüdü mü nur saçardı falan... Mübarek, yürüyen sokak lambası sanki...


Bilime önem veriyorsa; Einstein günde şu kadar çalışırdı, bu kadar düşünürdü, aklından olmayacak problemleri çözerdi, gece gündüz çalışırmış mikro uyku uyurmuş... Halbuki öğrendik ki yazdığı pek çok makalede eşinin katkıları olmasına rağmen onun adını hiç geçirmemiş bir zatmış. Bir de kadına öyle bir evlilik sözleşmesi dayatmış ki aman aman dostlar başına.. Zavallı Mileva!


Durun asıl bunu dinleyin: Mevlana sözleri yüzünden Facebook hesabını kapatanı biliyorum, zira önüne gelen Mevlana sözü paylaşınca ve hepsini de engelleyemeyince hesabı kapatıp gideyim demiş arkadaş, çok da iyi yapmış. Sonra bir öğrendik ki Mevlana da Moğol istilasını destekleyen bir casusmuş (Böyle bir iddia var doğruluğunu bilmiyorum ama duyduk işte). Bereket Yunus'un henüz bir foyası çıkmadı da çocuklarımıza onu anlatır durur olduk. Onun gerçek tarihini öğrenirsek hayalkırıklığına uğramayız inşallah... Neyse olmadı Nasrettin var, Bayram Veli'si var, Karacaoğlan yedek kulübesinde bekliyor, hem Köroğlu ile Dadaloğlu da saha kenarında ısınıyor!... Harcayacak adamdan bol bir şey yok bizde!


Uzatmayalım...


Kısacası sırf mükemmel çocuklarımız olsun diye tarihi bile baştan yazdık, senin benim gibi normal insanlara olmadık nitelikler ekledik. Onları öyle allayıp pullayıp anlattık, gerçek dünyadan öylesine saptırdık ki çocuklarımız hep bir mükemmellik yarışı içinde olsun, hep o "komşu çocuğunu" geçsin derdine düştük. Biri bunu eleştirdiğinde de "E napalım herkes öyle yapıyor, dünya böyle, düzen böyle..." gibi soyut ifadelerle sözde mantığımıza bürüdük. Herkes kim, dünya ve düzen derken? diye de sormadık kendimize. "Benim çocuğum geri mi kalsın?" diyen de şunları düşünemedi sanırım: "Kimden ve neyden geri kalıyor? Geri kaldığını nereden anlıyorsun? İleri gidenin (!) gerçekten ileri gittiğinden ne kadar eminsin?"


Bir de şunu sormadık: Çocuklarımız mükemmel olsun, herkesi geçsin, birinci olmak yetmez en birinci olsun istiyoruz da; peki, mükemmellik nedir?


Sormasalar da cevaplayalım. Geçenlerde bir danışanım koçluk seansımız esnasında efsane bir tarifte bulundu:


"Mükemmellik yoktur, mükemmel çaba vardır ve mükemmel çaba elinden gelenin en iyisini yapmaktır."


Üzerine söz söylemeyi söze haksızlık olarak görüyorum.



...

Umarım bu yazı size bir "farkındalık" sağlamıştır. Eğer bu yazıdan başka insanların da istifade edebileceğini düşünüyorsanız lütfen sosyal medya hesaplarınızda paylaşınız. Kimin yüreğine dokunacağınızı bilemezsiniz.

Yüreğine dokunduğunuz bir "can" elbet gelir sizi bulur.


Kalın sağlıcakla.

193 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
Kahve ile Okuma