Ara

Güç Senin İçinde!..



"İçinizdeki gücü keşfedin..."

"İstersen yapabilirsin..."

"İnan ve başar..."


Bu ve benzeri sözleri kaç kez duydunuz, bugüne kadar?

Eminim bunlar sayısız yerde karşınıza çıkmıştır.


Peki bu sözler ne derece doğru olabilir? Bu yazıda konu hakkındaki düşüncelerimi biraz açmak istiyorum.


Evvela "güç" nedir?

Gücü farklı açılardan tanımlayabiliriz.

Örneğin; fizik bilimi açısından güç, bir enerjinin aktarım hızı veya bir işin yapılma hızıyla ilgili bir büyüklüktür.

Sosyal psikolojide ise güç başkalarını etkileyebilme ve onlara istediğini yaptırabilme ile ilişkilidir.

Günlük hayatımızda da gücü bir işi yapabilme kabiliyeti ile eşdeğer tutuyoruz. O işi etkili ve hızlı yapan genelde "daha güçlü" olarak nitelendiriliyor.

Diğer bir deyişle güç; bir işi yapabilme hızı, etkililiği veya yaptırtabilme ile ilintili bir kavram. Yani bir çeşit kapasite, eylemi vurgulayan bir olgu.


Bu yazıda gücün diğer insanlar üzerindeki etkilerini tartışmayacağız. O yüzden şimdi içimize dönelim ve şu soruyu -tabi yukarıdaki açıklamaları da hesaba katarak- kendimize soralım:


Güç gerçekten bizim içimizde mi?

Az evvel dediğim şekliyle gücü ele alırsak yani bir işin hızı ve etkililiği üzerinden, eyleme dönüklüğünü konuştuğumuzda, bu gücün ortaya çıkabilmesi için içsel bir kaynağa gereksinim duyulacağı açıktır. Zira bu kaynak olmadan etkililik ve verimden, ya da hızdan bahsetmek mümkün olmayacaktır. Eylemden bahsetmek de aynı şekilde imkansızdır.


Bu anlamda güç aslında kişinin eyleme geçme yetisiyle de yakından ilişkili gibi durmaktadır. Tıpkı bir motorun çalışmasını sağlayan ilk kıvılcım gibi. Bu manada ben gücü, kişiyi harekete geçiren ve hareketin sürmesini sağlayan bir özellik olarak görüyorum.


Peki, ne oldu da güç meselesi dillere bu kadar pelesenk edildi ve burun kıvrılır oldu?

Yazının başında örneklerini verdiğim sözler doğruluk payı taşıyor olsa da, o kadar popülize edildi ki inandırıcılıklarını yitirdiler. Popülize edilmelerinin de temel nedeni iyi birer ticari ürün olarak pazarlanmış olmaları.


Olur olmadık insanlar, hayatın sihirli değneğine sahiplermiş gibi kişisel gelişim alanında öylesine hunharca bir pazarlama işine giriştiler ki bir süre sonra Cem Yılmaz'ın "eğitim şart" sözü gibi özünde doğru olan ama "duygusal sebeplere" ilişkilendirilen birer meta haline dönüştüler.


Yetmedi, kitaplara isimleri verildi. Seminerleri düzenlendi. İnsanlara içinizdeki gücü keşfedin temalı, bol spiritualizm soslu "eğitimler" satıldı. Ana kurguları; düşün, inan ve gerçek olsun üzerine kurulu bu kandırmacaların örnekleri hala mevcut. İsimlerini biliyorsunuz.


Tüm bunlar da yetmedi. Baktılar millet kişisel gelişime aç, biz de onların çakralarını açalım dediler. Gelsin yogalar, gitsin meditasyonlar derken milletin çakraları açılmadı ama cüzdanları epey bir açıldı. Sonuç: Sıfıra sıfır elde var sıfır...


Bu arada yanlış anlaşılmak istemem; yoga, meditasyon vb. öğretilere karşı birisi değilim. Özünde bunlar size iyi geliyorsa yapın hatta. Ancak benim eleştirdiğim nokta bunların sihirli değnek, yaşamın amacı gibi popülist sözlerle ticarete dökülmesidir.


Öyleyse hata nerede?

Hata şurada: Hani az önce içsel bir kaynak olmadan gücünü ortaya çıkaramazsın demiştim ya, biz o kaynağı işlemek yerine kaynağın çıktıları olan verim ve hız üzerine odaklandık. Çünkü onlar gözle görülür çıktılardı ve reklam edilmesi, pazarlanması kolay malzemelerdi.

Buna bir örnek vermem gerekirse Woody Allen'a atfedilen şu espri sanırım çok yerinde olur:


"Hızlı okuma kursuna gittim, Savaş ve Barış'ı 20 dakikada okudum. Olay Rusya'da geçiyordu"


Bu örnekteki gibi okuma eyleminin derinliğine odaklanmak yerine okuma hızına odaklanırsanız kitaptan anlayacağınız tek olay da budur haliyle.


Toplu seanslar halinde çakra açanlara ne demeli peki? Yoga, meditasyon gibi faaliyetler ardında derin felsefi ve kültürel içerikler barındırır. Sen bu felsefeyi özümsemek yerine Insta'da fotom olsun diye çakra açmaya gidersen tabi ki bu işi ticarete dökenler olacaktır.


Veya sürekli olarak motivasyon kaybı yaşıyorsan; bunun içsel nedenlerini bulmak yerine bunun semptomlarına odaklanırsan tabi ki motivasyon düşüklüğün devam eder. Örneğin motivasyonunu yükseltemeyen biri farz edelim ki sürekli yemek yiyor. Bu kişiye gidip de rejim programı yapmanın mantığı var mıdır?


Motoru olmayan bir Ferrari sahibi olmak gibi bir şey bu. Dış görünüş çok çekici ama içerik bomboş ve hiçbir işlevi de yok.


İşte bu süreçte pek çok kişi gözle görülür belirtileri ortadan kaldırmaya veya popülerlik uğruna sadece görünenlere (ambalaja) odaklanmaya başladı. Diğer bir deyişle istediğini ön plana çıkardı, istemediğini halının altına süpürdü. Haliyle de bu kişisel gelişim alanı gittikçe şirazesini kaybetti, popülizme kurban oldu.


Hiçbir eğitimi ve uzmanlığı olmadığı halde, adeta yattı uyudu rüya gördü ve bir sabah uyandığında kendini dev bir böceğe... pardon o başka bir kitaptı.. kendisini bir sabah yaşam koçu olarak ilan edenler oldu, hala da oluyor. Ya da kendisine güzel bir hikaye yaratıyor. "Başımdan şunlar geçti, bunlar oldu, acılar çektim çileler çektim.. derken hooop bir ışıkla aydınlandım ve ne göreyim; Mars'la Jüpiter kavuşmuş ve bir anda hayatım değişti..."

Yersen :)


Takip edebildiğim kadarıyla ilk örneği "Secret" denen bir zırvalıkla başladı bunların. Öncesinde psikoloji bilimiyle bağlantılı kitaplar ve yazarlar iyi kötü vardı. Evrene mesaj yollayarak çok para kazanabilirsin dedi uyanığın teki ve kitabı milyonlar sattı. Sonra da arkası sökün etti haliyle. Kimse de sormadı ki tamam çok kazanayım da nasıl kazanayım? Ne yapacağım da kazanacağım? Sanki evren sınırsız günlük limiti olan bankamatik...


Millete yıllarca ambalaj sattılar, süs sattılar, egolarını tatmin ettirdiler. Buna bilimsel bir kılıf bulamadıkları ve zaten o yeterliğe sahip olmadıkları için de işi ruha, mitolojiye, metafiziğe vurdular. Öyle ya Marsla Jüpiter kavuştu derken kimse bu zatlara "kavuşmak nedir?", "kavuşunca aralarında kaç km oluyor?" ya da "kavuşmalarının anlamı ne, neyi değiştirir, nasıl değiştirir?" diye sormadı. Sordurtmadılar çünkü... Kendilerini üstat, efendi, guru ilan ettiler ve bu yollarla köşeyi döndüler. Olan da benim zavallı "kişisel gelişemeyen" vatandaşıma oldu. Instaya yogada iki poz atıcam diye binlerce liralar döküldü ve hala da dökülüyor...


Ne yapmalı?

Özünde ne kadar basit ama bir o kadar da anlamlı bir sorudur bu. Çünkü kişiyi eyleme yöneltir. Koçluk çalışmalarımda da sık sık kullandığım güçlü sorulardandır. Ne yapmalı?...

Evvela şunu anlamak lazım: Gerçekten bir değişim istiyorsanız, yani hayatınızdan bir şeyleri çıkarmak ve yerine pozitif şeyler koyma amacındaysanız bunun için eyleme geçmelisiniz.


Bu eylem de öyle evrene mesaj yollamakla veya çakra açarkenki fotonu story'de paylaşarak olmuyor. Bu eylem kişinin kendi çabasının ve emeğinin bir ürünü olmalıdır. Bu eylemde kişi tam bir bilinç halinde eyleyen olmalıdır. Yani işin bizzat öznesi, uygulayıcısı. Gerçek bir eğitmen de çözüm sunan, kendince bir çözüme yönelten kişi değildir. Gerçek eğitmenler ve kişisel gelişimin profesyonelleri sizin kendi çözümünüze ulaşmanız için size yoldaşlık, yarenlik ederler sadece...


Oysa kişisel gelişim gibi kritik bir alanı ticaret uğruna harcayanlar ne yapıyor? Size iki saatlik bir seminerde hap gibi bilgi yedirerek adeta altın vuruş yapıyorlar. Seminerden bir farkındalık yaşayarak çıkmak isteyen insanlar bilginin dozuyla kısa bir süre uyuşuyor, ancak aşırı yüklemenin etkisi geçtiğinde error vermeye başlıyorlar. Yani ne kafada bilgi kalıyor ne de bir eyleme geçme isteği. İnanın katıldığım onlarca seminer, sunum ve toplantıda bunu defalarca deneyimledim.


O halde:


1- İki saatlik seminerlerden medet ummayın. Bunlar ancak kısa süreli farkındalık sağlar. Gerçek bir değişim için bir profesyonelle (koç-danışman-mentor vb.), uzun dönemli çalışabilirsiniz. Yani o farkındalığı işlemeli, kısa süreli hafızada yanıp sönen bir bilgi yığının ötesine geçirmelisiniz.

2- Uzun dönem çalışmak da yetmez. Çalışırken bir yandan da bir değişim günlüğü tutun. Ben kişisel gelişim günlüğü diyorum ama siz istediğiniz ismi verebilirsiniz. Günü gününe yaptıklarınızı not alın. Neyi başardınız, ne eksik kaldı, eksiğe neden olan durum ne, bu eksik nasıl kapatılabilir, başarılar nasıl çoğaltılabilir, profesyonelle hangi konuları konuşmak istersiniz...

3- Yaşadığınız farkındalık durumuyla ilgili gelecekte neler yapacaksınız buna karar verin ve yapın. Yapmak için asla neden, olay, zaman beklemeyin. Öğrendiklerinizi hemen uygulamaya geçirin ve günlüğünüzde bunun değerlendirmesini yapın. Alışkanlık edinmek istediğiniz davranışı mümkünse her gün, en fazla iki gün aralıklarla mutlaka tekrar edin. Yani bir eylem planınız ve zaman çizelgeniz olsun.

4- Çalıştığınız profesyonelle yaşadığınız deneyimleri paylaşın. Ondan düzenli randevu alın ve görüşün. Eğer bir profesyonelle çalışmıyorsanız da deneyimlerinizi mutlaka günlüğünüze kaydedin. Aklınıza takılan soruları araştırın.

5- İnsan muazzam bir varlık. Çok derin ve değişken. Herkesin hataları, kusurları, yaptıkları ve yapamadıkları var. Lütfen kendinize eziyet etmeyin. Kimse mükemmel değil. Bunun farkında olarak eyleme geçtiğinizde içiniz kesinlikle daha rahat olacaktır.

6- En önemlisi; kendinizi tanımaya gayret edin. Kendinizle bir tanışın bakalım, neler çıkacak o sohbetten? Kendinize bile itiraf etmekten çekindiğiniz şeyler var mı acaba? Ben koçluk eğitimlerimde bu itirafları yapabilme gücünü kazandığımı düşünüyorum. İnsan önce kendi dolabının içini temizlemeli, değil mi? (Herkes kendi evinin önünü süpürse...)


Kısacası içinizdeki gücü harekete geçirmenin tek yolu eyleme geçmektir. Hem de ertelemeden, en kısa zamanda. Bırakın ilk deneyimleriniz istediğiniz gibi olmasın, olmayacak da zaten. Önemli olan tecrübe etmek, önemli olan her tecrübeden ders çıkarmak. İyi/kötü sizin yargınızdır, gerçekte sadece deneyimler vardır.


Kontağı çevirmeden araç çalışmaz. Çevirip gaza bastığınızda ise motorun gerçek gücüne işte o zaman şahit olacaksınız.


...

Umarım bu yazı size bir "farkındalık" sağlamıştır. Eğer bu yazıdan başka insanların da istifade edebileceğini düşünüyorsanız lütfen sosyal medya hesaplarınızda paylaşınız. Kimin yüreğine dokunacağınızı bilemezsiniz.

Yüreğine dokunduğunuz bir "can" elbet gelir sizi bulur.


Sağlıklı günler dilerim.





105 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
Kahve ile Okuma