Doktora Yeterlik Sınavı İçin Tavsiyeler



Yazılarımı takip edenler şunu fark etmiştir: Hiçbir şekilde kendimi işin üstadı bir "Bay Her şeyi bilen" gibi tanıtmam ve tanıtmayacağım. Zira bu gerçekçi olmaz. Ama şu bir gerçektir: Alanıma ait temel kavram ve tartışmaları, bir de bilmediğim şeyi nasıl öğreneceğimi ve bildiklerimle nasıl bağlantılar kuracağımı iyi bilirim. Bu minvalde bildiklerimi, öğrendiklerimi ve yaşadığım deneyimleri paylaşıyorum burada. Yine aynısını yapacağım. Yani size klasik çok çalış falan gibi tavsiyelerden ziyade, ben ne yaptım onu anlatacağım.


Şimdi açık konuşalım. Bana tez mi, yeterlik mi diye sorsalar "yeterlik sınavı" derim. Yeterliği daha öncelikli bulurum. Neden? Tez aşamasına gelmiş bir öğrenci artık çok anormal bir durum olmadığı müddetçe o tezi tamamlar. Kendi tamamlayamazsa, bir şekilde tamamlatırlar. Yani o tez biter, bitirilir, bitittirilir :) Ama yeterlik öyle mi? Geçemedin mi, altı ay sonra gel bakalım. Bu şekilde ilişik kesmeye kadar rahatça varır ki varanları gördüm.


Ben doktora yeterliği ilk seferde geçtim ama itiraf edeyim ki öyle büyük bir hazırlık yapma şansım olmadı. Şans diyorum çünkü gerçekten o dönemde özel bazı sorunlarım vardı. Bu yüzden olaya daha taktiksel yaklaştım..


Bir kere şu gerçekleri baştan kabul ettim:

1- Alanımla ilgili tüm kaynakları okumama, tüm makalelere erişmeme vs. imkan yok. Zira bu neredeyse sınırsız bir bilgi okyanusu. (Bunu yapmaya gerek var mı, ya da yapan var mı ayrı bir tartışma)

2- Tüm kaynaklara ulaştığımı, yani bana sorulabilecek her şeyi varsayımsal olarak okuyup geldiğimi farz etsek bile böyle geniş bir bilgi kümesini benim hafızlamam mümkün değil. (Buna da gerek yok bence)


Yani; yeterlik sınavında illa ki bildiklerimin yanında bilemediklerim de olacak, hatta belki daha fazla bilemediklerim olacak. Şu soluk mavi noktaya dair bilgimiz ne ki benim ne olsun?!


Bu gerçeği baştan kabul ettikten sonra içim rahatladı çünkü benim vardığım bu sonucu jürideki hocalar da bal gibi biliyor. Yani karşılarındaki yeterliği gelmiş adayın her şeyi bilmediğini emin olun onlar sizden iyi biliyor. Zira bu yoldan onlar da yürüdü...


Hatta size daha iddialı bir şey söyleyeyim: Tez savunmasında da bu durum geçerli ki sonuna kadar haklılar. ASLA HER ŞEYİ BİLEMEYECEKSİNİZ. BİLMEDİKLERİNİZ HEP AĞIR BASACAK!... Kaldı ki insanı ÖĞRENMEYE, ARAŞTIRMAYA iten de hep bu dürtü değil midir?


Öyleyse size ilk tavsiyem: Sakın ola yeterliğe ben her şeyi biliyorum, çok çalıştım, en iyi benim havasında girmeyin. Çünkü bu hiç gerçekçi olmaz ve hocaların daha ilk anda antipatisini toplarsınız. Bakın dikkat edin; kendinize güvenmeyin demiyorum. Kendine tabi ki güveneceksin ama özgüven başka şey, kibir başka...


Hocam öyleyse nasıl çalışcaz seslerini duyar gibiyim.. Şöyle ki; jüri size yazılı ve sözlü pek çok soru soracak ve verdiğiniz cevaplara göre sizi değerlendirecek. Öyleyse şöyle düşünün: Siz jüri üyesi olsanız ve yazılı-sözlü sorular hazırlamanız istense ne yapardınız? Elbette kendi uzmanlık alanınızla alakalı sorular hazırlardınız ki onlar da öyle yapıyor. Cevaplarını kendi bilmedikleri soruları nasıl sorsunlar?


O yüzden ben çalışmaya şöyle başladım: Öncelikle jürimdeki hocaların kim olduğuna baktım. Tanımadıklarım da vardı. Onların yayınlarını inceledim, hangi alanlarda çalışmışlar, hangi sonuçlara ulaşmışlar vb. Size de tavsiyem budur. Jürinizdeki hocaların yayınlarını inceleyerek başlayın. Hatta o yayınları güzelce hatim edin. Çok çok büyük ihtimal yayınlarından soru gelir. Bunu direkt de sorabilirler, dolaylı da... Ama sonuçta gelecektir. Ayrıca hocaların girdikleri derslere de bakın. Lisans ve lisansüstü derslerinin ders notlarını bulmaya çalışın. Kolay bir iş değil, özellikle de lisansüstü öğrencileri bu tarz notları birbirinden gizleme gayretinde de olabiliyorlar. Artık bu sizin İLETİŞİM becerinize kalmış :))


Bu arada hocaları etkileyeceğim diye saçma hallere düşmeyin. Mesela hoca soru soruyor, vatandaş bilgiç bir edayla "Hocam sizin X yayınınıza göre şöyle.. Y yayınınıza göre böyle.." Sürekli hocayı refere ederek konuşuyor. Yani hocam sizin her makalenizi okudum demeye getiriyor. Bu tutumdan etkilenen hoca var mıdır bilmiyorum ama ben pek hoş bir tutum olduğunu düşünmüyorum. Hocayı refere edebilirsiniz tabi ama üslubunuz çok önemli.


İyi de, farklı soru soramazlar mı? Elbette sorarlar. Mesela alanlarının dışında ama sizi konuşturmaya yönelik soru da gelebilir. Bunda da amaç hem yorum gücünüzü ölçmek hem de soruya karşı bilimsel bir yaklaşım geliştirebiliyor musunuzu görmektir. Dikkat edin bu tür sorularda soruyu bilmek-bilmemek değildir mesele. Sen soruya bir doktorant ağırlığıyla, bilimsel olarak yaklaşabiliyor musun yoksa Twitter da post açar gibi mi konuşuyorsun. Buna bakarlar. İşte kritik noktalardan biri budur: Aday genelde kafasında şu düşünceyle cevap verir: Acaba hangi cevabı verirsem hocaların hoşuna gider?... Oysa doğru yaklaşım bu değildir. Bu tarz yorum sorularında lütfen gurur yapmayın ve gerçekten doğru olduğunu düşündüğünüz cevabı bilimsel bir temele oturtarak verin. Hocaların gönlünü yapmak için orda bulunmuyorsunuz. İçtenlik en güzel cevaptır. Sizin her şeyi bilmediğinizi onlar da biliyor, o halde karşılıklı bir tiyatroya gerek yok. Samimi olun, dürüst olun. Bilmiyorsanız bilmiyorum deyin. Bir fikriniz varsa ama emin değilseniz de fikrinizi söyleyin ve emin olmadığınızı da belirtin. Ben bir soruya böyle cevap vermiştim sözlüde. Bilmediğin halde kıvırmaya çalışmansa reklam kokan harekete girer ki bu da çok samimiyetsiz bir hava yaratır.


Hocaların önceden hazırlamış olduğu veya derslerinde kullandıkları okuma listeleri varsa bunlara da ulaşın. Ben üst devremden böyle birkaç liste almıştım. Direkt hocadan da isteyebilirsiniz veya öğrencilerinden de alabilirsiniz. O yüzden üst devrelerle arayı iyi tutun diyerek bir hatırlatmada bulunmuş olayım :))


Ben hocaların yayınlarını inceleyip üst devreden de okuma listelerini alınca zaten baktım ki aslında her hoca belli bir eksen etrafında çalışıyor ve soru soruyor. Bunu keşfettiğinizde zaten hangi hocadan ne tür sorular gelebileceğini de az çok tahmin edebiliyorsunuz. Ayrıca eğer ulaşabilirseniz sizden önce yeterliğe girmiş kişilerden de "çıkmış soruları" almanız faydanıza. Zira size de muhtemelen aynı minvalde sorular gelecektir.


Yayınlarına ve girdikleri derslerin notlarına baktım, okuma listesi aldım, üstüne çıkmış sorulara da ulaştım artık kebap diyorsanız yanılıyorsunuz. İlla ki güncel sorular da soracaklardır. Mesela "EBA'ya erişim konusunda sıkıntılar yaşanmaktadır. Bu sıkıntıların yaratacağı sonuçları eğitimin sosyal dinamikleri açısından yorumlayınız." gibi... Güncel bir meseleyi bir teori ile birleştirmeniz de istenebilir. Az önceki soruyu mesela Bourdieu'nun YENİDEN ÜRETİM KURAMI açısından yorumlayınız gibi. İşte bunlar en baba sorulardır. Çünkü hem günceli hem teoriyi bilmeni ve bunları bütünleştirebilmeni gerektirir. O yüzden tavsiyem: Güncel gelişmeleri sürekli takip edin ve bunlarla bağlantılı teorik çalışmaları inceleyin. Kendi yorum denemelerinizi yapın hatta bunları yazılı hale getirin.


Alanınızın temel kaynak, teori ve teorisyenleri bilmeden sakın ola yeterliğe girmeyin. Bunlar en temel okumalardır. Önce bunları sindirmenizi tavsiye ederim. Misal; eğitim yönetimindesin ama Ziya Bursalıoğlu, Mustafa Aydın, Haydar Taymaz gibi hocaları bilmiyorsun.. Direkt elenme sebebi.


Giyim kuşamınıza dikkat edin. Abartılı makyaj yapmayın. Sade ama şık olun.


Evde prova yaparak sözlü sınava girmeniz de heyecanınızı kontrol altına almada size yardımcı olacaktır.


En önemlisi nezaketi elden bırakmayın. Karşınızda alanda belli bir noktaya gelmiş hocalar var. İnsanlık hali, bazılarını seversiniz bazılarını sevmezsiniz bu başka mevzu. Yeterlik sınavı sevginin veya sevgisizliğin gösterileceği yer değil. Orada akademik bir amaç için bulunduğunuzu unutmayın. Profesyonel davranın. Bazen hocalar sizi kışkırtmak için tersleyebilir, veya bilmediğinizi bildikleri bir soru sorabilir. Sakın ola raydan çıkmayın! UNUTMA: HER ZAMAN PROFESYONEL, DÜRÜST, BİLİM İNSANI AĞIRLIĞI ile konuşmalısınız.


Yanınızda küçük bir not defteri ve kalem bulundurmanız faydalı olabilir. Bilemediğiniz noktaları sonradan araştırmak üzere not alabilir; sorunun cevabını yeterlik sınavı geçtikten sonra araştırıp ilgili hocaya e-posta atacağınızı söyleyebilirsiniz. Sınavdan kalabilirsiniz de, burada amacınız öğrenmek ve araştırmanızı hocaya iletmek olmalı. Yani bunu gösteriş için değil gerçek bir hazırlık amacıyla yapın. Kısa vadeli düşünüp zaten kaldım demeyin, araştırın öğrenin ve bilgilendirin. Zira belki bir sonraki girişinizde jüride aynı hocayla karşılaşabilirsiniz çünkü hocalar da yeterlik ve tez izleme-savunma jürilerini kurarken kendi yakın oldukları hocalarla kuruyorlar. Dolayısıyla aynı hocalara hem yeterlik hem de tez savunmasında rastlama ihtimaliniz yüksek.


Son olarak şunu belirteyim: Yeterlik olsun, tez olsun, bunları akademik yolculuğunuzdaki hedeflerden ziyade birer durak olarak görün. Yani siz aslında yeterlik için çalışmayın; kendi akademik gelişiminiz için çalışın. Yeterliğe çalıştığım günler dün gibi aklımda, halbuki tam 5 sene geçmiş üstünden... Veya tezi bitirdim artık tamam demeyin; planlı programlı çalışmaya devam edin. Akademide, bilimde süreklilik ve düzen çok önemlidir.


Yeterliğe girecek tüm arkadaşlara başarılar diliyorum...


Bu yazıyı faydalı bulduysanız paylaşmayı ve retweet yapmayı lütfen ihmal etmeyiniz. PAYLAŞARAK ÇOĞALTALIM BİLGİYİ...

Soru, görüş ve önerileriniz için de her zaman iletişime geçebilirsiniz. Sağlıkla kalın...


791 görüntüleme

#eğitim politikaları  #eğitim sosyolojisi  #eleştirel pedagoji  #örgütsel yapı ve davranış

Erdem Oklay, © 2015. Tüm hakları saklıdır. Site içerisinde yer alan sayfalarda aksi belirtilmediği sürece, site içindeki hiçbir doküman, sayfa, grafik, tasarım unsuru ve diğer unsurlar izin alınmaksızın kopyalanamaz, başka yere taşınamaz, alıntı yapılamaz, internet üzerinde veya her ne şekilde olursa olsun yayınlanamaz ve kullanılamaz. Site Yöneticisinin önceden verilmiş açık muvafakati olmaksızın başka siteler ya da medyalara kopyalanamaz. Siteyi ziyaret edenler bu kuralları ve kuralların ihlalinden doğabilecek hukuki yaptırımları kabul etmiş sayılırlar. 

  • LinkedIn - Beyaz Çember
  • Heyecan - Beyaz Çember