"Adımız Öğretmen Bir Kere" Sunum Notları


Geçtiğimiz Salı günü Sanal Fakülte Youtube kanalına konuk olarak öğretmenlik üzerine güzel bir sohbet gerçekleştirdik. Yayının uzunluğunu da dikkate alarak yayın öncesinde almış olduğum notları yazılı olarak paylaşmak istedim. Çoğundan yayında bahsetmişim ama atladığım yerler de olmuş. İyi okumalar dilerim.


SİZCE ÖĞRETMEN KİMDİR?

Öğretmenlik isminiz gibi üstünüze yapışan bir unvan, bir meslek, bir uğraş alanı.

Özellikle iş demiyorum çünkü iş ekonomik kazanç amacıyla yapılan faaliyet.

7/24 öğretmeniz aslında. Her yerde hocam deniyor. Senden hocalığa uygun davranışlar bekleniyor.

Bu doğrudur veya yanlıştır ayrı konu. Önemli olan böyle bir beklentiye girilebilmesi.

Kazandırmaya çalıştığınız davranışların örneği de olmak zorundasınız.

Bu yüzden o sınıfın kapısından içeri girince başka bir insan olacaksın. Eskiler kişiliğini ceket gibi duvara asıcan derdi. Bunu tabi yapmacık bir biçimde yapmayacaksın.

Öz benliğinle ideal öğretmen davranışlarının bütünleşmesi lazım. Öğretmenlik bir yaşam tarzı. O yüzden kişiliği tam oturmamış veya karakter bozukluğu yaşayan insanların öğretmenlik yapması çok zor. Zorlandıklarını da görüyoruz zaten.

Bu yüzden öğretmenlik öncelikle bir karakter meselesi.

Böyle deyince öğretmen insanüstü bir varlık gibi algılanıyor. Tabiki değil ama bu durum onun sorumluluğunu azaltmıyor. Biz yüreklere dokunan insanlarız. İnsan yetiştiren insanlarız.

Bir düşünce deneyi yapalım.. Çocuğun gözlerine bakıp ileride yapacaklarını, olacağı insanı görebiliyoruz diyelim. (Aziz Sancar örneğini anlat -sıradan bir öğretmen bunu görünce nasıl düşünür? Üff nerden geldi bu başıma)

Demek ki öğretmen potansiyeli de görebilen insandır..

Şimdi sınıfınızda bir Aziz Sancar'ın, bir Mustafa Kemal'in olmadığını nereden biliyorsunuz?

ÖĞRETMEN OLMAYA NASIL KARAR VERDİNİZ?

Ortaokul dönemimde iç dünyama yönelik ciddi bir sorgulama geçirdim. Dedim ki erdem sen ne yapabiliyorsun, nelerden hoşlanıyorsun..

Okumak, araştırma yapmak, yazı yazmak.. El becerim fazla gelişmemişti. İşim hep kitaplarla oldu.

Başkalarına bir şey anlatmayı öğretmeyi çok severdim.

İlk üniversite sınavında aklımı çeldiler ve iki sene mühendislikte okudum. Pişman değilim çok şey kattı. Üniversite öğrencisi olarak ilk deneyimlerimi elde ettim.

Sonra tekrar sınava girdim ve dokuz tercih yaptım. Hepsi öğretmenlikti. Yolumu bulmuştum. Atanma durumlarına falan hiç bakmadım.

Eğitim fakültesine gittiğimde deneyimliydim, çömez olarak başlamadım. Yol yordam biliyor, arkadaşlarıma rehber oluyordum ve burada dolu dolu bir dört yıl geçirdim. Sadece ders değil sosyal faaliyetlerim de oldu. Yani kendimi her açıdan tamamlama gayretinde oldum.

Öğretmenliği de biraz böyle görürüm. Öğretmen kendini tamamlama gayretinde olan kişidir ve bu tamamlamayı da öğrencileri ile yapar. Bizi tamamlayanlar öğrencilerimizdir.

O yüzden ben oldum, ben tamamım dememeliyiz. Yeri gelir 10 yaşındaki çocuk sana öyle bir hayat dersi verir ki oturur kalırsın.

Öğretmenlik böyle bir meslek. Doğan cüceloğlunun tanımıyla candan cana..

Böyle anlatınca çok romantize ediyorsun diye eleştirenler oluyor. Romantizmi bırak hocam gerçekçi ol diyorlar. Peki nedir gerçekler diye soruyorsun hep olumsuz şeyleri anlatıyorlar. Gerçekçi olmakla pesimist olmayı karıştırıyorlar.

PANDEMİ DÖNEMİNİN ETKİLERİ

Pandemi bize neyi gösterdi? Önce bunu tartışmak lazım.

Katılan olur katılmayan olur ama bence okulun değerini gösterdi. Yani yüzyüze eğitimin. Öğrenciye temasın önemini gösterdi.

Okulun sadece dört duvarlı mekan olmadığını, burada çocukların sosyalleştiğini ve toplumsal hayata hazırlandıklarını gösterdi.

Pandemi döneminde okula gitmeyen çocuklar ya evlere tıkılıp kaldı ya da dışarı salındı.

Bu anlamda okul bir yaşam alanı olarak tekrar gün yüzüne çıktı. İnsanlar şunu dedi: okul gerçekten hayatımızda önemli bir yerdeymiş..

İkinci bir husus doğru planlama ve işe koşma ile uzaktan eğitim sürecinin de gerekliliğini gösterdi.

Tamamlayıcı bir unsur olarak uzaktan eğitimin öneminin farkına varıldı.

Bu iki çıkarımı birleştirince şu ortaya çıkıyor: pandemi sonrası dünyada yüzyüze+uzaktan birlikte kurgulanmak zorunda.

Bu anlamda öğretmenler her ikisinin de uzmanı olmak zorunda. Yani uzaktan eğitimin gittikçe yaygınlaşacağını ve tamamlayıcı bir unsur olarak sisteme kalıcı şekilde dahil edileceğini söyleyebiliriz. Eba bir başlangıçtı.

Neden uzaktan eğitime gerek var?

Belki bir çok deneyimi uzaktan eğitimde yaşatmanız mümkün değil. Örneğin ben sabah kalbin yapısını anlattım. Sınıfta olsa kalp kesiyorduk. Yine de eksik kazanımları tamamlama veya kodlama gibi fiziksel temasa gerek olmayan eğitimleri uzaktan eğitim yoluyla verebiliriz.

ÖĞRETMENLER 21. YY'A NASIL HAZIRLANMALI?

En kısa sürede kendimizi dijital dünyaya adapte etmeliyiz. Bunun için de önce kendimizi sorgulamalıyız.

Neleri yapabiliyorum, neleri yapamıyorum bunları belirlemek lazım

Potansiyelini göreceksin. (şu işleri yaparsam mesleğimde, kariyerimde iyi bir noktaya gelebilirim)

21. Yy öğretmenini sadece teknolojik yeterliklere sahip gibi düşünmemeliyiz. Eğitim teknolojilerine yönelik eğitimler ve tartışmalar çok fazla ama 21. Yy da sosyal ve duygusal zekası gelişmiş bireylere çok ihtiyacımız olacak. Hatta belki teknolojiden daha fazla..

Çok yönlü ve entelektüel bir gelişim haritası belirlemeye çalışın. Teknolojiyi herkes bir şekilde koyuyor cebine, sen farklı olarak ne yapacaksın?

Şu bana anlamsız geliyor: Öğretmeni bir teknisyen olarak hep teknik yönüyle konuşuyoruz.

Şöyle düşünün adam derse giriyor her türlü teknik beceri, ders tasarımı, kodlama falan var ama öğrenci gelip derdini anlatamıyor bu adama. Anlatsa bana ne o senin sorunun diyor.

Çok iyi test çözdürüyor ödül bile veriyorlar ama bir çocuğun derdine derman olamıyor. Bu mu yani?


Yayını izlemek için:


83 görüntüleme