Ön Kabullerimiz ve Eğitim



Lise matematiğinde, kaçıncı sınıfta bilmiyorum ama, öğretilen kurallardan birisi sıfır faktöriyelin bire eşit (0!=1) olduğuydu. O dönem için bir türlü kafamızda canlandıramadığımız bu kuralı Ali Nesin'den dinleyelim, sonra yazıya devam ederiz.


0! Neden 1'e Eşittir?


Videoda da gördüğünüz üzere 0! in 1'e eşit olması tamamen bizi işlemsel olarak bir çıkmazdan kurtarmak adına. Nitekim can alıcı cümleyi de hoca diyor zaten:

Hiç bir ifade kendi başına tanımsız değildir, Biz ancak onu tanımsız bırakırsak tanımsız olur. Tanımsız olması ifadenin kendinden kaynaklanmaz. 0! i eşittir 5 olarak da tanımlayabilirdik ama o zaman hayatımız zorlaşırdı.

İlgili-ilgisiz pek çok şeyi (ilgisiz bir şey bulamadım sadece uzaktan ilgili şeyler var ama bu başka bir yazının konusu olsun) bir yaşam deneyimi olarak pratik hayatla bütünleştirmeye çalıştığımdan elbet bu matematiksel kuralı, daha doğrusu kural belirleme yöntemini de hayatımıza uyarladım.


Dedim ki bizim günlük hayatımızda da kafamızda bazı tanımlar var mı? Var. Bu kavramlara ait tanımlar, kavramın kendisinden mi meydana geliyor? Elbette hayır. Aynı 0! deki gibi bizim onu tanımladığımız biçimde oluşuyor. Mesela 100 üzerinden 90 alan bir öğrenciye başarılısın diyoruz değil mi? Peki bunu deme sebebimiz ne? Çünkü bir yazılı sınavdan alınabilecek maksimum notu 100 olarak belirlemişiz. Peki bunu 100 değil de 500 yapsaydık? Hala 90 alan başarılı diyebilir miydik? Tabi ki hayır.


Bir başka örnek, ki bunu derslerimde sık sorarım, 0 derece sıcaklık gerçekten ısının yokluğu mudur? Elbette böyle bir şey söylenemez. Oradaki 0, matematiksel sıfır değil biz insanoğlunun geliştirdiği bir ölçek üzerinde belirlemiş olduğu ölçüdür. Aynı şey takvimlerde ve daha bir çok şeyde geçerlidir.


O halde değerlendirme sonucumuz bizim önceden yaptığımız tanıma ve buna bağlı ortaya koyduğumuz ölçütlere/ölçülere dayalıdır.


Kabul edelim ki günlük hayatımızda bu şekilde pek çok tanımı "sırf hayatımız kolaylaşsın" diye "öyle" kabul ediyoruz. Çünkü "öyle" olmazsa, işimiz zorlaşıyor; ölçü ve ölçüt belirlemekte ve değerlendirme yapmakta zorlanıyoruz.


Bu bir yandan iyi, bir yandan ise kötü. İyi yanı dediğim gibi hayatımız kolaylaşıyor. Kötü yanı ise "öyle" olmasını istediğimiz tanım bir süre sonra değişmez bir kaide gibi "gerçek" kabul ediliyor. Örneğin 100 üzerinden çocukları değerlendirmeye öyle alışıyoruz ki o 100 değeri bizim için anayasanın değişmez maddesi niteliği kazanıyor. Kendi tanım ve ölçütlerimizi sanki dışarıdan bize bahşedilmiş mükemmel kurallar olarak görme eğilimi taşıyoruz. Kurallarımıza öyle bağlanıyoruz ki onun en başta sırf biz "öyle" olmasını istediğimiz için "öyle" olduğunu; dolayısıyla da onu değiştirme gücünün de her an bizim elimizde olduğunu unutuveriyoruz. "Öylesine" dediğimiz şey bir zaman sonra "öyle olmalı, çünkü o öyledir" haline geliveriyor.


Bir başka örneği okul kavramı üzerinden verebiliriz. Zihnimize kazınmış öyle bir okul imajı var ki okulun başka bir formunun gerçek olabileceğini çoğumuz düşünemiyor bile. Birbirinden tamamen bağımsız bir grup insana (yaşları fark etmeksizin) "Bana bir okul çizer misin?" deseniz muhtemelen şuna benzer bir şey çizerler:

Aynı insanlara "Bana bir bilim insanı çizebilir misin?" deseniz de şu standart resmi yaparlar:

Gördüğünüz gibi tıpkı 0! olayındaki gibi hayatımız belli şema, kalıp ve kabullerle dolu. Bunlar bize günlük hayatta büyük kolaylık sağlıyor. Örneğin bilim insanı dendiğinde sayısız alanda çalışan farklı görünümlü bilim insanlarını düşünerek kendime ekstra bilişsel yük çıkarmıyor, yukarıdaki resimde olduğu gibi laboratuvarda çalışan birini düşünüp geçiyorum.


Sıkıntı ise kalıplarımızın dışında bir gerçeklik veya kabul olabileceğini kolay kolay ikna olmamamız. Belki de evrimsel bir dürtü olarak farklı durumlara adapte olmayı istemiyor, değişikliklerden hoşlanmıyoruz. Belki de bu yüzden 200 yıl önceki okul fotoğraflarıyla bugünküler aynı? Belki gerçekten de bu yüzden zihnimizdeki kabulleri manipüle edebilenler kitleleri de kontrol altında tutabiliyor?


Şimdilerde de uzaktan eğitim/öğretim sürecinde yine "birileri" ortaya çıkıp zihnimizde yeni kabuller inşa etmeye çalışmıyor mu?


Bu kalıpları yıkma olmasa da (çünkü dediğim gibi onlar bize lazım) en azından sorgulatma ve nereden kaynaklandığını gösterme derslerimin ilk hedeflerinden biridir. Çünkü bilimsel düşünce bunu gerektirir. Daima sorgulama ve nedenini öğrenmeye çalışma...


Bilim zaten hep böyle ilerlememiş midir?

61 görüntüleme